İnternetin her köşesinde yüzlercesini bulabileceğiniz bir konu başlığı ile karşınızdayım.
İşte böyle bir halet-i ruhiye içinde hazırlamakta olduğum bu liste, sitedeki diğer bazı yazılar gibi kasıntı bir üslup tutmayacak. Zaten listedeki çoğu kitap hakkında yazmış bulunduğum için ilgili yerlere atıfta bulunacağım sürekli o yüzden istesem de uzatamayacağım.
Ayrıca bu liste, daha önce hazırladığım gotik şarkı listesi gibi düzensiz olacak. Yani belli bir sıralamaya göre değil, o an aklıma hangisi geldiyse ona göre rastgele yazılmış olacak. (Zaten aklıma ilk gelenler genelde daha çok bilinenler olacaktır büyük ihtimalle).
1. Dracula - Bram Stoker
Listenin ilk sırasında tabii ki bu kitap olmazsa olmazdı. Bu sitede Drakula nev'inden o kadar çok şey yazdım ki, açıkçası artık Drakula hakkında yazmaktan da gına geldi ama mecbur yazacağım. Roman, tek cümleyle özetleyecek olursak, Transilvanya’da yaşayan vampir Kont Drakula’nın İngiltere’ye gelerek yeni kurbanlar aramasını ve bir grup insanın onu durdurma mücadelesini anlatır. Artık herkes biliyor bunu zaten, çünkü son asırda neredeyse her sene filmi çıkıyor. Kitabımız ise karakterlerin günlüklerini ve mektuplarını okutuyor bize. Bundan dolayı olayları her seferinde farklı bir açıdan yorumlama fırsatı veriyor ve bu da heyecanı diri tutuyor. Drakula kitapta tahmin edilenden daha az görünse de onun kötücül varlığının son derece güçlü bir tesiri oluyor yine de. Bu kitabı okumadan kendinize "ben gotiğim" falan diyemezsiniz tahmin edebileceğiniz gibi.
2. Edgar Allan Poe - Tüm Hikayeleri ve Şiirleri
3. The Monk - Matthew Gregory Lewis
Listenin en çarpıcı kitabıdır ve yukarıda bahsettiğim horror kategorisine girenlerdendir. Yani okuyucuyu korkutacak seviyede dehşete düşürenlerden. Bir keşiş olan Ambrosio'nun, erkek kılığına girerek manastıra sızan Mathilda tarafından ayartılışını ve adım adım yozlaşmasını okuduğumuz bu roman, son derece akıcı olduğu için bir çırpıda okunuyor. Ben gecenin bir vakti gözümü kırpmadan saatlerce okuduğumu hatırlıyorum bu kitabı. Yalnız ben hızlıca okuyayım gayesiyle Türkçesini almak gibi bir gaflete düştüm, siz düşmeyin zira iyi yayın evleri bu romanı nedense çevirmemişler ve benim okuduğum dandik kitaptan da koskoca bir bölümü kaldırmışlardı. Bitirdikten sonra anlamıştım ve o kısmı internetten bulup İngilizcesinden okumuştum, yani siz de dikkat edin. Her neyse, bunları zaten daha önceki yazımda anlattığımdan dolayı burada bırakıyorum. Sonuç olarak roman çok iyi, bence 9 puanı hak ediyor. 1 puanı da yozlaşmış adamı bir nevi masumlaştırıp suçu kadına yüklediği için kırdım.
4. Frankenstein or the Modern Prometheus - Mary Shelley
Gotik olması bir yana ilk bilim kurgu sayılabilen meşhur roman Frakenstein, Mary Shelley tarafından daha 18 yaşındayken yazılmış olması hasebiyle gerçekten kendine hayran bırakan türden. Villa Diodati'de kaldıkları sırada; Lord Byron, John Polidori ve yazarımızın nişanlısı Percy Shelley ile birlikte kalırken bir korku hikayesi yazma yarışması yaparlar ve işte o gece Mary, gördüğü bir rüyanın tesirinde kalarak bu romanı yazmaya başlar. İnsanın modern dönemde tanrıcılık oynaması ve yabancıyı temsil eden canavarın üzerinden natüralizme ve ırkçılığa müteallik olarak oldukça nükteli metaforlar barındırıyor ve bu bağlamda topladığı taktirleri hak ediyor. Hep söylediğim gibi, gotik edebiyat son derece romantiktir ve on dokuzuncu yüzyıl aydınlanmasının tam karşısında durur hatta ona tepki olarak güç bulmuştur. Frankenstein da bu durumda bu tarz temsilleri içinde çok barındırdığından bence oldukça etkileyici bir kitap. Bence on üzerinden 10 puanı hak ediyor ama daha fazla sevdiğim kitaplar var o yüzden 9 falan diyeceğim.
5. Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde - Robert L. Stevenson
İnsanın benliğindeki iyi tarafı ile kötü tarafını birbirinden ayırıp saf erdemli insanı elde etme gayesiyle bir ilaç üreten Dr. Jekyll'ın tuhaf hikayesini okuyacaksınız bu kısa eserde. Hızlı okunuyor, kolay akıyor ve sıkmıyor. İnsan fıtratındaki iyilik ve kötülük çatışmasını, kimlik bölünmesini, ve ahlakın sınırlarını tetkik eden önemli bir eser olan bu kitap, benim en sevdiğim gotik romanlardan biridir. Hikayede bazı değişiklikler yapılmış olsa da bilhassa 1931 yılındaki uyarlamasını çok severek izlemiştim. David Hasselhoff'un tiyatro performansı da en sevdiklerim arasında. Elbette kitabını okumak her zaman daha keyifli bir tecrübe oluyor her eserde benim açımdan. Zamanında çok büyük bir heyecanla satın aldığım Can Yayınlarının Gotik Edebiyat Setinin içinde mevcut, zaten bence bu tarz kitaplara ilgiliyseniz o seti almanız elzemdir.
6. The italian - Ann Radcliffe
İşte bu roman var ya bu roman... On üzerinden on puanı kesinlikle hak ediyor. Her açıdan eksiksiz bir eser. Monk'a cevap niteliğinde yazılmış olması onu ayrı bir yere koyuyor. Bu ayrımdan da detaylarıyla daha önce tafsilatlı bir suretle bahsettiğim için oraya atıfta bulunmak durumundayım. Kötü karakterimiz olan Rahip Schedoni'nin fenalıklarını okuyoruz burada da. Ben 2021 yılında bunun Türkçe çevirisi olmadığı için Wordsworth Editions'tan olanı alıp okumuştum. Şimdi de buraya "çevirisi yok" yazmadan önce bir bakayım dedim ve geçen sene, adını sanını hiç duymadığım bir yayın evinden, yapay zekayla hazırlanmış düşük bütçeli bir kapak tasarımına sahip yeni bir çevirinin çıktığını gördüm. Uyarmakta fayda var. Siz siz olun gidin İngilizcesini alın.
7. The Phantom of The Opera - Gaston Leroux
En sevdiklerimden biri daha. Gerçi listedeki her kitap "en sevdiğim" olabilir zaten o yüzden sıraya koyamadım hiçbirini. Paris Opera Binasının mahzenlerinde yaşayan Erik, yüzündeki deformasyondan ötürü kendini toplumdan soyutlamıştır. Genç sanatçı Christine'e aşık olur lakin kızın nişanlısı vardır ve Erik gibi sürekli mağdur psikolojisinde ve aşırı duygusal bir insanın aşkını yaşayış biçimi de anormaldir. Christine'e duvarların arkasından seslenip kendisini müzik perisi olarak tanıtır... saftirik kızımız da buna inanır. Bu satırı yazarken güldüm ama bir an aralarındaki yaş farkını düşününce hiç de komik gelmedi. Yaşı 37-54 arasındaki bir adamın 18 yaşındaki bir kızı "Ben müzik perisiyim." diye kandırması pek de iç açıcı değil. Bunun haricinde çok beğeniyorum ve bir çırpıda okumuştum oldukça sürükleyici bir kitap. Bence müzik perisine inanma olayı olmasa benden tam puanı alırdı ama oradan 1 puan kırdığım 9 için oldu.
8. Msyteries of Udolpho - Ann Radcliffe
Tek kelimeyle mükemmel bir şaheser benim için! Emily St. Aubert’in ailesini kaybettikten sonra zalim vasisi Montoni’nin kontrolü altına girerek İtalya’daki ıssız ve esrarengiz Udolpho Şatosu’nda yaşadığı korku dolu hadiseleri anlatıyor. Roman; tabiat tasvirleri, gizem unsurları, psikolojik gerilim ve akıl ile hayal gücü arasındaki çatışmayı işlemesi bakımından gotik edebiyatın dibidir. Bu arada eserin aslı dokuz yüz sayfa civarında lakin Udolf Hisarı yayınımda bahsettiğim gibi, ben bunu Ahmet Mithat Efendi'nin çevirisinden okumuştum ve kendisi kitaptan gereksiz bulduğu bölümleri çıkarmak gibi son derece faydalı bir iş yaptığı için soluksuz bir heyecanla bitirmiştim. Kitap, konusu itibarıyla o kadar sürükleyici ki her bir sayfayı okurken "acaba arka sayfada ne olacak?" diye merak ederken gayret edip elinizden gelen tüm hızınızla okumaya çalışırken bulacaksınız kendinizi. Bu eser hakkında İngilizce yorumları okuduğumda herkesin aynı sorundan mustarip olduğunu müşahede ettim: çok uzunmuş ve bundan ötürü okunması oldukça zormuş. Ama Türk okurlar için öyle mi? Ahmet Mithat Efendi sayesinde Türkçe bilmeyenlerin asla tecrübe edemeyeceği harika bir deneyimi bizler ediniyoruz. Normalde böyle bir tavsiyede bulunmam ama bu istisnai durumda kesinlikle diyorum ki boşverin İngilizcesini, gidin spesifik olarak Ahmet Mithat'ın çevirisini alın Dergah yayınevinden. Eski lügatleri günümüz diline sadeleştirme gibi bir dil katliamına gitmeden olduğu gibi Osmanlı Türkçesinden transkript etmişler ve lügatleri ve terkipleri sayfanın altına manaları ile vermişler. Böylesine masalsı bir gotik macerayı eski dilde okumanın zevki ise bambaşkaydı. Eğer gerçek bir gotik eser okumak istiyorsanız; katiyen Ann Radcliffe ile başlayacaksınız, ondan da Udolf Hisarı'nı edineceksiniz, onu da Ahmet Mithat çevirisinden okuyacaksınız.
9. Melmoth the Wanderer - Charles Maturin
Yoğun gotik temaları barındıran bir diğer roman olan Gezgin Melmoth'un konusu, yüz elli yıl daha yaşamak için ruhunu satan Melmoth'un, pişman olunca bu lanetten kurtulabilmek için muhtelif kişilere kendi kaderini üstlenmeleri için teklifte bulunmasını anlatır. Roman, içinde barındırdığı birçok hikaye ile birlikte sanki farklı kitaplar okuyormuşsunuz havası verdiğinden okurun merakını diri tutuyor. Birçok hikaye dediysem de birbirinden bağımsız değiller, matruşka gibi iç içe geçmiş, hikaye içinde hikaye içinde hikaye şeklinde bir tarzı var. Bunlardan en uzunu olan İspanyol'un Hikayesi ise en heyecan verici ve ağır olanı içlerinde. Zorla manastıra kapatılan İspanyol karakter Monçada'nın oradan kaçmaya çalışması esnasındaki olaylara tanık olurken gözümüzü kırpmadan çeviriyoruz sayfaları. Gerçi ben bu kitabı okumak için o kadar sabırsızlanmıştım ki, kitabı bulup, siparişini verip gelmesini bekleyene kadar dayanamayarak e-kitap halinde bulup okumuştum yarısından fazlasını. Gerçekten manastırda geçen kısımlarda kendimi kaptırıyordum. Sanırım manastır temalı gotik eserler benim favorilerim, şimdi fark ettim. Neyse, sonuç olarak oldukça başarılı ve etkileyici bir eser. Umarım bunun hakkında da ayrı bir yazı yazacağım yine burada.
10. The Picture of Dorian Gray - Oscar Wilde
Yine bu sitede hakkında daha önce yazdığım bir kitap. Gotik edebiyat denince akla ilk gelenlerden olmasına rağmen benim listemde onuncu sıraya kadar gerilemiş çünkü şahsen daha çok beğendiklerimi ister istemez daha yukarılara koymuş bulundum. Konusu ise bildiğiniz gibi ebedi gençlik için ruhunu satar Dorian Gray ve işlediği her günah sonrasında kalbinde oluşan çirkinlik ahlaki çöküşü, sahip olduğu portresindeki yüzüne yansır. Romanımız; estetikçilik, hazcılık, ahlak ve vicdan temalarını işlemekte ve Viktorya dönemi İngiltere’sinde büyük tartışmalara yol açıp içindeki eşcinsel imalar sebebiyle sansüre uğramıştır. Oscar Wilde'ın edebiyat parçaladığı bu eser de diğer birçoğu gibi bir çırpıda okunabilecek kısalıkta olanlardan. Fakat ben diğerleri kadar ölüp bitmiyorum buna orası ayrı.
11. The Devil's Elixirs - E.T.A. Hoffmann
Asıl adı Die Elixiere des Teufels olan bu roman diğer tüm gotik kitaplardan farklı -Poe'nun William Wilson'ı hariç- bir özelliği ihtiva ediyor: Doppelganger kavramı. Eveeeet, gelelim mesele-i mühimmeye... Doppelganger dedik değil mi? Hemen kitaba küçük bir ara verip şunu söylemem icap ediyor, Twin Peaks dizisini izlediniz mi? Cevabınız evetse neden doppelganger dedikten sonra böyle tribe girdiğimi anladınız siz. Bu blogta ciddi bir Twin Peaks ve David Lynch eksikliği var, onun da farkındayım. Her neyse, Twin Peaks'te de bu doppelganger yani kötücül ikiz dediğimiz olay vardı. Bu kitapta da var. Bu kitabı Twin Peaks ve The Monk'un gotik bir karışımı olarak tahayyül edebilirsiniz. Konusu, Kapuçin manastırındaki keşiş Medardus, şeytana ait olduğu söylenen gizemli bir iksiri içer ve bastırdığı arzularının etkisiyle manastırdan kaçar. Kimlik karmaşası, cinayet, tutku ve delilikle dolu bir yolculuğa sürüklenir. Zamanla kendi “karanlık ikizi”yle yüzleşir ve suçluluk ile vicdan azabı arasında parçalanır. Bence Monk'u sevdiyseniz bunu da seversiniz, gayet güzel, sürükleyici bir eser.
12. Castle of Otranto - Horace Walpole
Gökten düşen dev miğferler, hareket eden portreler, gaipten gelen sesler ve tabii ki zaman olarak Orta Çağ ve mekan olarak bir şato. İlk gotik eser olarak bildiğimiz Otranto Şatosu, aslında ciddi bir gotik kitap olması niyetiyle yazılmamıştı. Bilakis daha çok güldürmek amaçlıydı. Bu açıdan bakıldığında oldukça ilginç bir eser. Ben biraz hafif olduğu için öyle çok ölüp bitmiyorum ama hoş bir atmosferi var. Bence altı puanlık bir kitap. Otranto Şatosu hakkında daha önce hazırladığım yayına yönlendirebilirim.
13. A Sicillian Romance - Ann Radcliffe
Yine geldik Ann Radcliffe hanımefendiye. Bu harika novella hakkında bu sitede yazdım mı emin değilim ama eğer yazmadıysam hemen başlamam lazım! Okuduğum ilk Radcliffe eseriydi ve beni resmen büyülemişti. O zaman yaşım on dokuz falandı, böyle şeylerden etkilenmeye çok meyyaldim zaten ama şimdi okusam beni o kadar etkiler mi bilmiyorum. Yine de oldukça büyülü bir atmosferi var ve bu büyülü atmosferin içinde Ann Radcliffe kendine has tarzıyla gerçekçiliği korumayı da başarıyor. İşte onun yazdığı eserlerde en sevdiğim unsur da gotik masalsılık ile gerçek dünyanın mantığı arasındaki dengeyi iyi gözetip iki uçtan birinde aşırıya kaçmaması. Puanlamak isterdim lakin muhtevasını detayıyla pek hatırlayamadığım için ne dersem yanlış olacak.
Bu kitap hakkında tuhaf bir anım var: bir gün, o zamanlar kendisi hafızlık kursunda olan bir arkadaşıma tutkulu ve heyecanlı bir şekilde bu romandan bahsettim ve o da okumak istediğini, acaba gizlice kursa getirip getiremeyeceğimi sordu. "Gizlice" çünkü o tarz yerlerde dini olmayan kitaplar genelde yasaktır. Sonra ne olduğunu tahmin edebilmişsinizdir. Kitabım yakalandı ve el koydular. 1 yıldan uzun süre peşinde koştum kitabımı geri verin diye. Bir ara bana "ben onu imha edeyim sana da parasını vereyim" bile dendi. Böyle bir şeyi duymayı asla beklemiyordum ve çok üzülmüştüm çünkü o, bir kitap setinin parçasıydı ve arkasında benim notlarım vardı. O kitap benimle bütün gibiydi artık. Onu kesinlikle geri almak zorundaydım. Neyse ki uzun süren çabalarım sonunda kitabıma kavuştum. Bu da böyle bir anımdır.
14. Carmilla - Sheridan Le Fenau
Evet gelelim lezbiyen vampir bacılara. Homoseksüel vampirleri konu alan ilk eser olması hasebiyle kendine has bir yer tutuyor. Yine de doğduğu dönemin şartlarını düşünecek olursak, doğal olarak kitabın içinde neredeyse hiç cinsellik bulunmuyor. Lezbiyen smut kitabı değil yani tabii ki. Yalnızca biri vampir diğeri sıradan insan olan iki kadının arasındaki çekimi hissediyorsunuz okurken. Aslında eş cinsellik bile açık açık dillendirilmiyor fakat o yakınlaşmaları ve duygu yüklü ifadeleri okurken "evet bunlar aşık" dedirtiyor. Ben şahsen bu novellayı beğenmiştim ama o kadar da etkilememişti beni. O yüzden bence 5 puanlık. Diğer 5 puanı nereden kırdım bilmiyorum, belki de bana pek hitap etmediği içindir.
15. Jane Eyre - Charlotte Bronte
Birçok gotik edebiyat listesinde Wuthering Heights ile birlikte yer alıyor bu roman. Açıkçası Uğultulu Tepeleri de eklesem mi diye düşündüm ama ben şahsen onu pek de gotik bulmuyorum. Jane Eyre de aslında bu listedeki diğer kitaplara kıyasla o kadar da gotik sayılmaz bence ama en azından biraz da olsa karanlık atmosferi ve gizemli olay örgüsü sebebiyle ekleyebilirim diye düşündüm. Romanımız, İngiliz yazar Charlotte Brontë tarafından kaleme alınmış olup yetim bir kız olan Jane’in zorlu çocukluk yıllarından başlayarak mürebbiye olarak çalıştığı Thornfield Hall’da Bay Rochester’a âşık oluşuna kadar uzanan hayatını anlatır. Bu da gayet güzel bir eser. Dediğim gibi, okurken keyif aldım lakin sonrasında o kadar da favorilerim arasına koymayacağımı fark ettim. Siz yine de okuyun, beğeneceksinizdir.
16. The Woman in White - Wilkie Collins
Son derece hacimli olmasına rağmen günlük tarzında yazılmış olduğundan dolayı rahat okunan bir kitap. Gerçi itiraf etmek gerekirse benim bunu bitirmem bir hayli zamanımı almıştı. Konusuna gelecek olursak, klasik gotik eserlerin hilafına olarak olaylar tamamen şehir hayatının içinde geçmekte. Olaylar Walter Hartright’ın gizemli bir “beyazlı kadın”la karşılaşmasıyla başlar. Walter, Laura Fairlie’ye âşık olur; ancak Laura, mirası için kötü niyetli kişiler tarafından oyuna kurban edilir ve akıl hastanesine kapatılır. Roman, kimlik sahtekârlığı ve entrika üzerine kurulu bir gizem hikâyesidir ve aslında gotikten ziyade bu yönü ağır basmaktadır lakin yine de gotik kategorisinde sayıldığından ötürü bunu da eklemiş oldum.
17. The Romance of the Forest - Ann Radcliffe
18. Zofloya or the Moor - Charlotte Dacre
Bu son iki kitap hakkında fazla yazamayacağım zira daha bitirmedim fakat yine de listeye eklemek istedim. Aslında henüz bitirmediğim bit kitabı bu şekilde yarım yamalak haliyle eklemek düsturum değildir ama bunları eklemeseydim de bu sefer eksik bir liste olacaktı. Gerçi hala eksik bir liste, hiç okumadığım bazı gotik eserleri eklemedim doğal olarak. Yine de bu ikisinin adını zikretmesem olmazdı. Bunları bitirdikten sonra buraya düzenleme yapacağım. Yalnızca pek bilinmeyen bir eser olduğu söyleyebilirim, bakalım, eğer çok güzel çıkarsa buraya da yazarım düşüncelerimi.
19. Varney The Vampire or the Feast of Blood
Bu dokuz yüz sayfalık kitabı ilk keşfedip okumaya başladığım zamanlar henüz 18 yaşındaydım ve yarım yamalak İngilizcemle bırakın yalnızca okuyup anlamayı, bir de çevirisini yapmaya kalkıştım. Kendime şart koşmuştum, her gün bir paragraf çevirecektim. Bu şekilde bir rutin tutturdum bir müddet ve sayfalarca yazmış oldum. Sonuç: şimdi bakıyorum da, o kadar saçma sapan bir çeviri olmuş ki... Yarım kalmış bir romanı buraya eklemem de yukarıdaki sebeple aynı, bu kitabın olmadığı liste eksik bir liste demektir bence. Her neyse, ben de yıllar önce bıraktığım bu eseri okumaya kaldığım yerden devam etmeye karar verdim. Gerçekten de güzel bir gotik macera yaşatacak gibi bir havası var ilk birkaç bölümün ve bence devamı da öyle olacak. Daha ilk yarısını bitirmeden olumlu hisler besliyorum bu kitaba. Tamamen bitirince düzenlememi buraya ekleyeceğim.
20. Bonus - Türk Gotiği: Canvermezler Tekkesi
Herkes gotik yazıyor biz denemez miyiz hiç? 1922 gibi oldukça geç bir tarihte olsa da en azından bizden birisi denemiş bunu. Bizim edebiyatımızda genel itibarıyla korku-gotik tarzı konulara hiç temayül edilmemiştir zira bu tarz öykülere Osmanlı aydınları "kocakarı hikayeleri" damgasını yapıştırıp böyle şeyleri küçük, süfli boş işler olarak görmüşlerdir. Bizim coğrafyamızda pek itibarlı değilmiş yani. Canvermezler Tekkesi ise, Fransız yazar Claude Farrère’nin La Maison des Hommes Vivants adlı çalışmasından uyarlanmıştır. Hikayenin ana karakteri Belgrad Ormanında kaybolur ve bir tekkeye sığınır. Halbuki burası hiç de tekin bir yer değildir. Burada üç ihtiyarla tanışır, biri baba biri oğul biri de dededir lakin en gençleri bile ihtiyar olduğu halde dede nasıl hayatta olabilir? Çünkü bunlar adı üstünde, can vermiyorlar. Karakterimiz ise oraya hapsolmuş bulunuyor ve hikaye onun ağzından devam ediyor. İşte böyle ilginç bir konusu var ve okurken de keyif almıştım. Bir gün vaktim olursa bunun hakkında da ayrı bir yazı yazarım.
21. Bonus 2 - Kurgu dışı: Gotik - Richard Davenport-Hines
Son olarak en genel kapsamıyla Gotik hakkında daha detaylı bilgi edinmek istiyorsanız bu kitap sizin için çok faydalı olacaktır. Alexander Pope bahçelerinden, manzaralarından başlayıp Salvator Rosa'nın tablolarına, oradan gotik mimariye, oradan edebiyata, oradan da bugünkü gotik filmlere kadar konunun titizlikle ele alınmış olması beni çokça tatmin etmişti. Resmen bir ders kitabı çalışır gibi vaziyette okumuştum ve son derece istifadeli olmuştu benim için.





















0 yorum:
Yorum Gönder