Başlıktan da anlaşıldığı üzere bir takım şarkıları yalnızca kendi zevkime göre yorumlayacağım. Gotik-Rock demiş olsam da bazı şarkılar aynı zamanda birden fazla türe dahil olabilir çünkü müzik türleri öyle keskin çizgilerle ayrılmış değildir takdir edersiniz ki. İkinci olarak şunu da belirteyim, yaptığım listede bazı şarkılar olmayabilir ki bu çok doğal zira elbette gelmiş geçmiş bütün goth şarkılar üzerine yazamam. Bu ön açıklamayı yapma ihtiyacı hissettim çünkü bazen çok tuhaf tepkilerle karşılaşıyorum.
Daha sonra yayınlayacağım, yani şu an yazmakta olduğum, Drakula hakkında oldukça geniş kapsamlı bir yazı daha var sırada ve onu paylaşana kadar hayli uzun bir süre geçeceğinden mütevellit burayı da fazla boş bırakmamak adına şimdilik bu yazıyı paylaşıyorum. Drakula'ya ilgili iseniz takipte kalmanızı öneririm.
Üçüncü olarak söylemek istediğim şey ise sırayı tamamen rastgele yaptığımdan dolayı şarkılar önem sırasına göre veya en çok beğendiğimden en az beğendiğime doğru gidiyor değil. Bu hususta herhangi bir özelliği dikkate almadan karışık bir liste hazırlamış olduğumu belirteyim.
Son olarak günlük hayatımda goth rock tarzı şarkıları oldukça nadiren dinlerim, genelde dark klasik türünde dinliyorum ve yakın zamanda klasik müziklerden de önerilerde bulunduğum bir başka paylaşım daha yapmayı umuyorum.
Bauhaus - Bela Lugosi's Dead (1979)
Gotik Rock müziğin çıkış noktası olan, gotiklerin milli marşı diyebileceğimiz ve bütün gotik şarkı listelerinde başı çeken Bela Lugosi's Dead, bittabii benim de listemin ilk sırasında yer alıyor çünkü her ne kadar sırasız bir liste de olsa bu şarkıyla başlamak farz gibi bir şey, lakin yine de benim şahsi listemin baş tacı değil. Bu şarkının ne kadar tesirli olduğunu daha yukarıda bahsetmiş olduğum Drakula hakkındaki yazımın son bölümünde açıkladığım için burada aynı cümleleri sarf ederek tekrara düşmemek adına o yazıya atıfta bulunmak durumundayım. Bu şarkının o kadar karanlık ve bir o kadar da hoş bir atmosferi var ki, ne diğer parçalar gibi kasvetli ne de aşırı hareketli. Tam olarak itidal üzere. Biraz tuhaf bir tabir olacak ama oldukça beyefendi bir şarkı gibi geliyor kulağa, beyefendi şarkı ne demek diye sormayın ben de tam açıklayamıyorum ama siz ne demek istediğimi anladınız bence :). Yani böyle aşırılıkları ya da kulak tırmalamaları olmayan, dinlemesi kolay ve yormayan bir şarkı demek istedim. Bilhassa uzun olması ve sözlerin enstrümanlara nispeten daha az olmasıyla size o uzun aralıklarda yalnızca müziğin akışına kendinizi bırakıp düşüncelerinize dalmanız için alan açıyor.
The Sisters of Mercy'nin en sevdiğim albümü First and Last and Always. İşte benim için gotik tanımına bu albümdeki şarkılardan daha mükemmel bir surette yakışan başka bir şarkı daha, kim ne derse desin, yok. Öyle bir albüm ki içindeki parçaları böyle keyfiniz yerindeyken dinleyemezsiniz, işte bunlar gotik şarkılarda asıl bulunması gereken en mühim nitelik olan kasveti her yönüyle, her notasında, her kelimesinin her hecesinde taşımaktalar. Kasvetli dedim diye bu meseleyi tek boyutlu bir surette ele aldığımı düşünmeyin, zira oldukça kasvetli metal şarkılar da bulunmakta ama kasvetli olmaları onları gotik yapmaya yeten bir özellik değil. Aradaki en önemli fark evvela arka plan müzikleri ve ritimler tabii ki, fakat onun dışında hissel olarak metal ve gotiği birbirinden ayırt etmek için ben şahsen kulağa emo müziği gibi geliyorsa gotik değildir olarak yaklaşıyorum. Bu şarkı özelinde olduğu gibi, evet kasvetli, evet karanlık ama acısını ağlayıp zırlayarak yaşayan bir ergenden ziyade bir yetişkin gibi dile getiriyormuşçasına bir hava seziyorum. Umarım içimden geçenleri sarih bir surette aktarabilmişimdir. Bu arada, bu adamın sesine bitiyorum demiş miydim?
İşte listemin baş tacı olan en nadide parça bu. Yani ne söylesem yetersiz kalacak gibi hissediyorum. Bu şarkıyı bir zamanlar Youtube'daki bir Nosferatu videosu sayesinde keşfetmiştim ve ilk birkaç yıl boyunca aynı albümün diğer şarkılarına bakmaya bile tenezzül etmemiştim. O zamanlar ağır gotiktim ama henüz goth değildim ve ikisinin arasındaki farkı bilmiyordum, o dönem dinlediğim ilk ve tek goth şarkı buydu. Duyduğum anda vurulmuştum. Başlı başına bu şarkı için yazmışlığım da var bu blogda. Oraya bir gidip bakın derim. O zaman yazdıklarıma ek olarak şunu diyebilirim, bu adamın sesine ölüp bittiğimi söylemiş miydim?
Evet, o kadar gotik şarkı saydık hiç Türkçe gotik olmaz mı? Tabii ki olur. She Past Away bence son derece başarılı ve gotikler arasında oldukça tanınan bir grup. Tabii ki Türkçe'nin fonetiğinin de gotik tarza çok yakışıyor olmasıyla yabancılara çok farklı geliyor ve bundan dolayı ilgilerini çekiyor bence. Katarsis ise bence gayet güzel bir şarkı fakat işte ben çok fazla dinlemiyorum çünkü bir dinlemeden sonra kulaklarım yeterince yorgun düşmüş oluyor.
Bauhaus - She's in Parties (1982)
Yine Bauhaus, zaten bu listenin büyük çoğunluğunu sanırım Bauhaus ve Sisters of Mercy şarkıları oluşturuyor. She's in Parties de gotik listelerde çokça yer alan, yavaş ve yormayan bir şarkı. Severek dinlerim ve tavsiye ederim. Bu arada Bauhaus demişken Peter Murphy'nin sufi olup Türkiye'ye taşındığını ve burada yaşadığını biliyorsunuz değil mi? Hatta buradan Türkiye'de 1994 yılındaki bir televizyon yayınını izleyebilirsiniz : Peter Murphy Interview
The Sisters of Mercy - Possession (1985)
Twin Tribes - Monolith (2024)
Listemdeki en yeni parça olan Monolith ile aramızda tuhaf bir bağ var. Şarkının ilk üç dakikasına resmen hayranım fakat o dakikadan sonra sonuna kadar olan kısım benim için dinlemesi o kadar zor bir hal alıyor ki ya şarkıyı kapatıveriyorum ya da başa sarıyorum. Bunun sebebi birden arka plandaki seslerin yükselip hepsinin üst üste yığılması. Ben şahsen bu parçanın yalnızca bir kısmının mükemmel olduğunu fakat sonlara doğru (bring me to silence dediği yerlerde) bozduğunu düşünüyorum. O gürültülü kısım olmasa dört dörtlük bence. Onun dışında yine solistin ses tonunu çok beğendiğimi söyleyeyim.
Bu albümdeki şarkıların hepsini buraya koymaya yeminliymişim gibi göründüğümün farkındayım ama hayır, sadece en sevdiklerimle sınırlamaya çalışıyorum elimden geldiğince fakat bu gerçekten çok zor benim için. Yani bu albüm gerçekten bir şaheser. Rock and a Hard Place de dinlerken sizi hiç sıkmadan arka planda sürekli çalsa bile bunaltmayan bir şarkı. Andrew Eldritch'in sesi ve şarkıyı söyleyiş tarzı sizi alıp götürüyor. Onun sesini çok beğendiğimi söylemiş miydim bu arada?
The Sisters of Mercy - Alice (1983)
Nedense goth rock şarkıları hep yaz gecelerinde dinleyesim geliyor. Alice de tabii ki yalnızca yazın dinlediklerimden. Kış mevsimindeki insanı ağır bir ruh haline bürüyen o hissiyat yüzünden olsa gerek, kışın böyle hareketli şarkılar hiç gitmiyor. Fakat yazın insanın içi enerjiyle dolup taştığı için ve gotik de hem hareketli olup hem de bilhassa geceye ve karanlığa ait olduğundan bu mevsimde dinlemesi oldukça keyif verici oluyor benim açımdan. Alice de en sevdiklerimden. Bu arada, bu adamın sesine eridiğimi söylemiş miydim?
She Past Away - Kasvetli Kutlama (2012)
She Past Away'den dinlediğim ilk şarkı olmasıyla birlikte, ne zaman nasıl bulduğumu hiç hatırlamıyorum. Bazen açar bir iki kere dinler kapatırım, öyle bir şarkı. Evet ben goth müzikten keyif alıyorum lakin kendimi bu tarz kasvetli hislere çok fazla kaptırmayı da sevmiyorum. Tek istisnam Marian. Bu benim kendimle alakalı bir konu fakat benim ne sıklıkla dinlemek istediğimden bağımsız olarak bakarsam bence Kasvetli Kutlama gayet güzel bir parça.
Bu şarkının girişi var ya, o girişteki bas gitar kısmı ve ardından gelen ilk cümleden sonra ritmin birden yükselmesi, işte Andrew Eldritch istediği kadar gotik şarkı yaptıklarını inkar etsin. Şunu bir açıp dinleyin, seslerin her katmanına ayrı kulak verin, sonra kendiniz cevaplayın bu şarkı nasıl gotik olmaz? Zaten bu dünyada Sisters of Mercy'nin gotik olmadığını iddia eden tek şahıs kendisi. Bu parça o kadar gotik ki gotik diye bir kavram olmasaydı bile bu şarkı yine gotik olurdu. Ayrıca First and Last and Always albümünün en sert parçası diyebilirim bilhassa sonlardaki isyankâr bağırışları ile -ki bana biraz abartı gelse de seviyorum- son derece agresif bir tarzı var. En sevdiklerim arasındadır. Andrew Eldritch'in ses tonuna hayranım bu arada, aman ha söylemeden geçmeyeyim.
London After Midnight - The Black Cat (1992)
Nadiren dinlediğim bir parça bu da ama güzel bir atmosferi var ve ilk giriş kısmını beğeniyorum. Nadiren dinlerim dedim ama "dinlemek" derken kastettiğim biraz farklı, yani dürüst olmak gerekirse ben bu şarkıyı hiçbir zaman sonuna kadar dinlemedim :D. O sebeple pek bir yorum yapamayacağım, sadece çok meşhur olduğu için koydum kararı size bırakıyorum.
The Sisters of Mercy - No Time To Cry (1985)
Artık bu albümü övmek için kelimelerim tükeniyor gibi hissediyorum. Aslında listedeki şarkıların sözleri hakkında da konuşsam yazacak çok şey var lakin o halde her şarkı için ayrı başlıkla müstakil yazılar yayınlamak gerekecek kadar uzun bir içerik olacak bundan dolayı her parça için kısaca yazmayı amaçladım. Yalnızca şunu söyleyeyim, bu şarkıyı Wednesday dizisinin ikinci sezonunda çalmışlar. Yani dizinin sevenlerini kızdırmadan yorum yapmak istiyorum elimden geldiğince. Açıkçası o diziyi hiç izlemedim ama fragmanlardan ve kesitlerden gördüğüm kadarıyla Tim Burton biraz 13 yaşa hitap eden bir ergen dizisi yapmış gibi gördüm. Bundan dolayı pek ısınamadım ve izlemek hiç gelmedi içimden. Bu şarkının da orda çaldığını duyunca nedense biraz rahatsız olmadım değil. Bana gatekeeper demeyin hemen öyle olsam burda paylaşmazdım, yalnızca aşırı ünlenmesini ve her yerde duyulmasını istemiyorum o kadar :))). Az kalsın söylemeyi unutuyordum, bu adamın sesine bayılıyorum, daha önce dile getirmiş miydim?
Lebanon Hanover - Gallowdance (2013)
Eskiden bu şarkıyı çok dinlerdim ama son zamanlarda hiç müzik dinleyesim gelmediği için en son ne zaman dinlediğimi hatırlamıyorum. Dinlediğim zamanlarda ise çok severek dinlerdim hatta özellikte klibin başındaki sahnede arkada çalan Die Young şarkısının genel atmosferle oluşturduğu zıtlık ve arkasından gotik şarkımızın başlamasını çok beğenirdim hala da beğenirim. O dönemlerde bir tanıdığım benden şarkı önerisi istemişti ben de bunu yolladım ve bana verdiği cevap şu tarz bir şey olmuştu: "Hey, başında die young çalıyor ne güzel değil mi?!" Bir tık rahatsız olmuştum yani amaç sence o mu, diyesim geldi ama demedim tabii ki :).
Depeche Mode - Enjoy The Silence (1990)
Kendi ayrı görselliği ayrı hoş bir parça daha. Tam manasıyla karanlık atmosferli gotik bir şarkı değil ama yine de gotik listelerde kendine sıkça yer buluyor. Ben de çok severim çünkü bu da öyle çok kulak tırmalamayanlardan. Dinlenesi bir şarkı, tavsiye ediyorum.
Clan of Xymox - Something Wrong (2001)
Bunun kadar büyüleyici ve karanlık-mistik bir havası olan bir şarkı daha bilmiyorum. Siz biliyorsanız lütfen yorumlara yazın. O kadar latif hisler uyandırıyor ki bende, bunu dinlerken o kadar mutlu hissediyorum ki kelimelerle tarif edemiyorum. Bilhassa giriş kısmından zaten daha duyar duymaz sizi içine çekiyor ve sanki bu dünyadan çıkıp hayali bir evrende seyeran ettiriyor ruhunuzu. Tam yedi dakika olmasına rağmen dinlemeye doyulmuyor, keşke daha uzun olsa dedirtiyor. Bu şarkıyı Marian ile aynı zamanlarda keşfetmiştim ve ona vurulduğum gibi buna da anında vurulmuştum. Yine Marian'da olduğu gibi drakula ile ilgili rastgele bir youtube videosunda bulmuştum bunu. Bu iki şarkının bende bıraktığı tesirin bu denli derin olmasının sebebi belki de ergenlik yıllarımda bunları çokça dinlediğimden mütevellit şimdi dinleyince bir tür nostalji hissediyor olmam olabilir.
The Sisters of Mercy - Nine While Nine (1985)
First and Last and Always albümündeki en yoğun duygu yüklü şarkı bu olmalı. Sözler ayrı müzik ayrı güzelken ikisi harika bir uyum oluşturuyor. Gerçekten Andrew Eldritch'in sesi bir başka. Sırf bu adamın sesi için bile dinlenir yani müziği falan boş verin bir röportajını izleyin yalnızca konuştuğunda bile ses tonu çok güçlü. Bu adamın sesine ölüp bittiğimi belirtmiş miydim?
She Past Away - Ritüel (2012)
Türkçe gotik ile devam ediyoruz. Ben gerçekten dilimizi fonetik açıdan gotik tarza fazlasıyla yakıştırıyorum hatta fonetiği gotiğe en çok yakışan dil bizimkisi diyebilirim. Örneğin Almanca, gotikte oldukça racih olan bir dil lakin Türkçeyi bir duysalar insanlar onun daha güzel yakıştığını dile getirmekten kendilerini alamazlardı bence. Bizdeki "Ö, Ü, Ç, Ş" gibi sert harflerin varlığı, dinleyen kişi mana itibariyle anlamasa bile onda uyandırdığı duygunun gücünü artırıyor ve Almanca kadar agresif olmamasıyla da insanı yormuyor. She Past Away de bence çok güzel başarıyor bunu. Ritüel de bu anlamda gotlar arasında nispeten meşhur bir şarkı.
London After Midnight - Sacrifice (1992)
İşte bunu pek beğenmiyorum. Açıkçası çok depresif ve emocan hissi veriyor bana sözlerini de beğenmiyorum yani yok kendimi sana feda ederim yok seni çok seviyorum bilmem ne. Çok kolaya kaçılmış gibi geliyor yani bu sözleri yazmak bir insanın beş dakikasını almaz o derece kolay. Bir de neden kendimi feda ediyorum ki bir başkası için, çok saçma değil mi? Sırf çok seviyorsun diye kurban olmak zorunda mısın, ergen misin? Bu duygu yoğunluğu abartı değil mi sizce de? Biraz sinir oldum farkındayım. Ne yapayım sevemiyorum.
Clan of Xymox - Jasmine And Rose (1999)
Hiç dinlemediğim bir gotik şarkı. Evet şarkı kulağa güzel geliyor, bir yerde çalsa hoşuma gidebilir ama kendi hür irademle açıp dinlemem açıkçası. Gotlar arasında meşhur.
Bauhaus - Bite My Hip
Gotik olmadığı için liste dışında kalan fakat Marian'dan bile çok daha fazla beğendiğim bu şarkıyı bonus olarak paylaşmak istedim. Son derece mistik ve uhrevi bir his veriyor. Ben bu şarkının bende uyandırdığı hisleri uyandıran bir başka şarkı daha asla duymadım. Özellikle en sondaki bitiş kısmındaki "and when the sun comes, they disappear" dediği yerden itibaren sanki ruhum evrenle bir bütün oluyor gibi. Böyle söyleyince tuhaf geliyor kulağa ama gerçekten hislerimi en fazla bu şekilde kelimelere dökebiliyorum çünkü bu halet-i ruhiyenin tarifi gerçekten namümkün. Birkaç yaz önce Antalya'da olduğum sırada geceleri hep bu şarkıyı dinleyerek uzanırdım kumlara ve uçsuz bucaksız denizin üzerindeki parıl parıl parlayan yıldızları izlerdim. İşte bu şarkı tam da öyle bir ortamın atmosferine mükemmelen uygun. Veyahut alacakaranlıkta mistik bir ormanın içindeki küçük bir göle vuran ay ışığının insanda uyandırdığı o latif ve ince duyguyu uyandıran bir tarzı var diyebilirim. Bu şarkıyı yukarıda saydığım bütün şarkılardan kat kat daha fazla seviyorum işte. İstesem bende uyandırdığı hisleri betimleyerek sayfalar doldurabilirim fakat uzatmamak için artık burada kesiyorum.
0 yorum:
Yorum Gönder