10 Şubat 2025 Pazartesi
Nosferatu - 2024
16 Kasım 2024 Cumartesi
Demons (修羅 1971) - Toshio Matsumoto
Uzak Doğu sinemasına uzanacağımız bu yazımın konusu oldukça kanlı bir intikam hikayesi olan Demons filmi. 1971 yılında Toshio Matsumoto tarafından yönetilen ve siyah beyaz olarak çekilen bu film, aşık olduğu geyşa Koman ile kayıkçı kocası Sangoro tarafından oyuna getirilip ihanete uğramış bir ronin (efendisiz samuray) olan Gengobe'nin acımasız ve vahşetli intikamını konu ediniyor.
15 Kasım 2024 Cuma
Gotik Edebiyatın Başlangıcı, Otranto Şatosu- Horace Walpole
Gotik edebiyat yazılarımıza, tarihe "ilk gotik eser" olarak geçen Otranto Şatosu ile devam ediyoruz.
Evvela şunu belirtmekte fayda var ki, bu kitap aslında korkutmak gayesiyle kaleme alınmış değil, bilakis güldürmek niyetiyle yazılmış fakat bazı okuyucular tarafından ciddi algılanarak gotik edebiyatın öncüsü olma etiketi üzerine yapışmış bir eserdir. Kitabı samimane bir niyetle okuyan bir kısım insanı korkudan buz kesmiş, bir kesimi ise amacına ulaşarak kahkahalara boğmuş ilginç bir novella Otranto Şatosu.
7 Ekim 2024 Pazartesi
The Italian- Ann Radcliffe
Yıl 1796; bir tarafta Matthew Lewis'in henüz 19 yaşındayken yazdığı The Monk'u, diğer tarafta Ann Radcliffe'in ustalık eseri The Italian'ı. Bu romandan söz edebilmek için, bunlardan birinin diğerinin müsebbibi olması hasebiyle, yolumuz The Monk'tan geçmek durumunda. Bu girift meseleyi ele almaya ise; zamanda "biraz" geriye, on sekizinci yüzyıl sonlarına giderek The Monk'un yazıldığı dönemde nasıl ses getirdiğini ve nasıl sansasyonel bir tesiri olduğunu görmekle başlayacağız.
26 Eylül 2024 Perşembe
Dr. Jekyll ve Bay Hyde'ın Tuhaf Hikâyesi
2 Eylül 2024 Pazartesi
The Raven - Kuzgun
"While other kids read books like 'Go Jane, Go' Vincent's favorite author is Edgar Allan Poe."
Yaşım 17 civarındayken Kuzgun şiirini -ve dolayısıyla Edgar Allan Poe'yu- ilk keşfettiğim zaman ruhumun derinliklerinde gayet derecede latif ve bir o kadar da şedid bir his uyanmıştı. Adını koyamadığım bu duyguya bir zaman sonra "gotik his" diyecektim zira ne tam olarak melankoli, ne tam bir hüzün ne de tam bir huzur idi. Hepsinden müteşekkil bir tarzda, tuhaf ama asla içinden çıkmak istemediğim bir halet-i ruhiye. İşte Kuzgun'un kalbimde uyandırdıkları bunlardı. Ben de bu yazımda Kuzgun hakkında dilim döndüğünce iki kelam etme niyetindeyim.



