Eşsiz güzelliğe sahip masum bir genç olan Dorian Gray'in trajik hikayesini konu alıyor bu eser. Hayatta yaptığımız her eylemin bir bedeli olduğunu vurguluyor ve Dorian Gray de bunu ağır bir şekilde öderken dahil oluyoruz onun hayretengiz öyküsüne.
Eşsiz güzelliğe sahip masum bir genç olan Dorian Gray'in trajik hikayesini konu alıyor bu eser. Hayatta yaptığımız her eylemin bir bedeli olduğunu vurguluyor ve Dorian Gray de bunu ağır bir şekilde öderken dahil oluyoruz onun hayretengiz öyküsüne.
Dış dünyadan izole bir konakta yetim ve öksüz iki küçük çocuğa mürebbiyelik yapmaya giden genç bir kadının olağanüstü (ya da sadece bir sanrıdan ibaret olan) hikayesini anlatır Yürek Burgusu. Eserin müellifi Henry James, 1843'te Amerika'da dünyaya gelir ancak hayatının çoğunu Avrupa'da geçirmiştir. Yürek Burgusu'nu kaleme aldığında takvimler 1898 yılını göstermekteydi. O döneme göre çarpıcı olduğunu düşündüğüm bu novellayı günümüz gözüyle okumanın yanlış olacağı kanaatindeyim. Bu okuduğum her kitap, izlediğim her film için geçerli.
Hikaye, Emily St. Aubert'in başından geçen talihsiz serüvenleri konu alıyor. Yakın zamanda annesi ölmüş bu kızcağızın babası ağır bir hastalığa yakalanmasından dolayı doktorun uzun bir seyahatin iyi geleceği yönündeki tavsiyesi üzerine birlikte yola koyuluyorlar. Yolculuk esnasında Valancourt adındaki bir gençle tanışıp, tabii ki, aşık oluyorlar. Bu arada babasının hastalığı ağırlaşıp vefat edince zavallı Emily, vasiyeti üzerine bir hayli mağrur ve menfaatçi bir kadın olan halası Madam Cheron ile yaşamak mecburiyetinde kalıyor.
Victor Hugo’nun aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan bu sessiz film, yüzünde sabit bir gülümseme ile yaşamak zorunda kalmış zavallı bir adamın hikayesini konu alıyor. Tabii ki filmin romandan bazı farkları var, lakin şimdi sadece 1928 yapımı filmi hakkında konuşacağım.
Ana karakter Gwynplaine, aslında Clancharlie isimli bir asilin oğludur. Geçmişte Kral II. James, kendisi ile ters düştüğünden ötürü Lord Clancharlie’nin, “Iron Lady” ile idama mahkum edilip, oğlunun da bir ameliyat ile yüzüne aptal bir gülümseme yerleştirilmesini emretmişti.
William Beckford’un 1786 yılında kaleme aldığı bu eser, batının karanlık gotik havası ile doğunun masalsı renklerini birleştirir. Benim de kitaba başlarken herkesin aklına gelen bir sorum vardı: “Gotik atmosfer İslam coğrafyasında nasıl sağlanabilir ki?” Okuduktan sonra bu sorum da giderilmiş oldu.